SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

1489 nolu Hadis’in İzahı:

 

Hz. Zeyneb'in üç hadîsinden ikisini yâni Ümmü Habîbe ile Zeyneb binti Cahş kıssalarını Buhârî «Cenaze» bahsinde; Ümmü Seleme kıssasını Talak'da tahrîc ettiği gibi üçünü birden «Talâk»da; Ebü Dâvûd ile îbni Mâce «Talâk»da; Tirmizî «Nikâh»da; Nesâî «Talâk» ve «Tefsir» bahislerinde muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

 

Zeyneb binti Seleme (Radiyallahu anha) ümmehât-ı mü'mininden Hz. Ümmü Seleme'nin kızı yâni Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üvey kerîmesidir. İbni Tîn onun Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den hadîs rivayet etmediğini söylemişse de doğru değildir. Hz. Zeyneb'in Buhârî ve Müslim'de rivayetleri vardır. îbni Abdilberr'in beyanına göre Zeyneb (Radiyallahu anha) Habeşistan'da doğmuştur. Abdullah b. Zem'a ile evlenmişti. Zamanının en âlim kadınlarından biri idi.

 

Halûk: Karışık maddelerden yapılan sarı renkli bir nevi' esanstır. Ümmü Habîbe (Radiyallahu anha) bundan ellerine sürmüş; çok olduğunu görünce bir kısmını yanındaki bir cariyeye sürmüş; kalanını da kendisi sürünmüştür. Bunu kokuyu sevdiği için değil, yasçı kılığında görünmemek maksadı ile yapmıştır.

 

İhdâd veya Hidâd: Men' etmek mânâsına gelen (hadd)'den alınmıştır. Zînetlenip kokulanmayı terketmek, matem, tutmak demektir. Bu hususta fıkıh kitaplarında tafsilât vardır.

 

Hanefîler'e göre ihdâd: Kocası ölen yâhud talâk-i bâinle boşanan âkil, baliğ, müslüman, hür veya câriye bir kadına ihdâd vaciptir.

 

İhdâd : Nikâh ni'meti elden gitmekle kadının başına gelen musibete üzüldüğünü ifâde için iddeti içinde zîneti, kokuyu terk etmesidir. İhdâd halinde kadın koku sürünemez; sürme çekinemez; kına yakınamaz. Bunlara ancak özür hâlinde ruhsat verilir. Usfur ve safran gibi kokulu şeylerle boyanmış elbise dahî giyemez. İhdâd bir ibâdet olduğu için âkil baliğ ve müslüman olmayan kadınlara vâcib değildir. İmam Âzam evli cariyeye de ihdâd lâzım gelmediğine kail olmuştur.

 

Annesi veya babası yahut evlâdı vefat eden kadın bunlara kocasını kaybetmekten daha çok üzüldüğü halde üç günden fazla yas tutamaz. Çünkü hadîs-i şerif sarihtir. Hattâ îmam Muhammed «En-Nevâdir»de : «Kadının babası, oğlu, amcası veya kardeşi ölürse yas tutması helâl değildir. Bu iş hassaten koca hakkında meşru' olmuştur.» demiştir. Hazret-i İmam bu sözü ile üç günden fazlayı kasdetmiştir deniliyor.

 

Şâtiîler'le diğer birçok ulema: «Vefat iddeti bekleyen büyük, kücük, bakire, seyyibe, hurre, câriye, müslime veya kâfire her kadına ihdâd vaciptir; bu hususta cimâ'ın vâki* olup olmaması da müsavidir.» demişlerdir.

 

Ebû Sevr ile bâzı Mâlikîler'e göre müslüman olmayan zevceye ihdâd vacip değildir. İmam Mâlik, Şafiî, Leys, Atâ' Rabîa ve îbni Münzir, üç talâkla boyanan kadına ihdâd vâcib olmadığına kaildirler.

 

Küfe ulemâsı ile Ebû Sevr ve Ebû Ubeyd böyle bir kadına ihdâd vâcib olduğunu söylemişlerdir. Bu kavil İmam Şafiî'den de rivayet olunmuşsa da zaif görülmüştür. Kaadî iyâd, Hasan-ı Basrî 'den şâzz ve garîb bir kavi nakletmiştir. Mezkûr kavle göre kocası ölen kadınlara olsun boşananlara olsun İhdâd vâcib değildir.

 

Sahipleri ölen ümmü veled ve cariyelere ve keza talâk-ı ric'î ile boşanan kadınlara bilittifâk ihdâd yoktur.

 

Kaadî iyâd diyor ki: «Kocası ölen kadına ihdâd'ın vâcib olması, ulemânın ittifaken bu hadîsi vücûb mânâsına hamletmelerinden çıkarılmıştır. Hadîsin lâfzında vücûba delâlet eden bir şey yoktur; ama ulema bilittifâk onu vücûba hamletmişlerdir...»

 

«Dört ay on gün» ifâdesi hadîste «Dört ay on gece» şeklindedir. Ancak bütün ulemâ bunda gündüzlerin de dâhil olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre kadın on birinci gece girmeden iddetten çıkamaz.

 

Yahya b. Ebî Kesîr ile Evzâî, hadîsten yalnız gecelerin murâd edildiğine kail olmuşlardır. Araplarca gece gündüzden evvel geldiği için onlar kadının onuncu gün iddetten çıkacağını söylemişlerdir.

 

Hadîsin muhtelif rivayetlerinden anlaşıldığına göre kızının göz ağrısını şikâyet için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelen kadının ismi Âtike binti Nuaym b. Abdillâh olup Kureyş kabilesine mensuptur. Âtike (Radiyallahu mıha) vefat iddeti bekleyen kızının gözüne sürme çekip çekemeyeceğıni sormuş; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki veya Uç defa «Hayır; çekemezsin!» buyurmuşlardır.

 

Kirmânî bu nehyin tahrim için, Vârid.olinadığını söyleyenler bulunduğuna işaret ettikten sonra: «Tahrîm için vârid olduğunu kabul etsek bile zaruret bulundumu Allah'ın dini kolaylıktır.» diyerek sürme çekmenin haram, fakat zarurette caiz olduğunu anlatmak istemiştir. Ona göre hadîsin :

 

«Zînet olacak şekilde sürme; çekinmesin!» mânalarına gelmek de ihtimâl dahilindedir.         

Nevevi: «Bu hadîste yas tutan bir kadına ihtiyacı olur olmasın sürme çekinmek haram olduğuna delîl vardır.» demişse de onun mutlak sözü kabul edilmemiş; şeriatta zaruret hâlinin müstesna olduğu hatırlatılmıştır. 

 

«EI-Muvatta'da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in:

 

«Sürmeyi geceleyin çek, gündüzün sil (»buyurduğu rivayet edilmiştir. Bu iki rivayetin arası şöyle bulunur: Kadının ihtiyacı yoksa sürme çekinmesi helâl değildir. İhtiyâcı olduğu zaman da ancak geceleyin çekinebilir. Bu bâbta bir hayli sözler söylenmiş; ezcümle bâzıları sürmenin içinde koku bile bulunsa çekinebileceğine kail olmuş; hadîsdeki nehyi kerâhet-i tenzîhiyyeye hamletmişlerdir. Bir takımları süs için kullanılan sürmeye mahsus olduğunu söylemişlerdir.

 

ResûluIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

 

«Bu iddet ancak dört ay on gündür. Halbuki sizden biriniz câhiliyyet devrinde tezeği senenin sonunda atardı.» Buyurmakla: «Siz bu iddeti çok görmeyin; çünkü bu müddet azdır; eskiden bir sene beklerdiniz; Allah sîze rahmet olmak üzere onu dört ay on gün indirdi.» demek istemiştir.

 

Nevevî kocası ölen kadının bir sene iddet bekleyeceğini bildiren Sûre-i Bakara âyetinin bu hadîsle sarahaten, nesh edildiğini söylüyor.

 

İbn'i Kuteybe diyor ki : «Ben bu meseleyi Hicazlılar'a sordum da şu cevâbı verdiler: Câhiliyyet devrinde iddet bekleyen kadın yıkanmaz; su yüzü.görmez; tırnak kesmez; bir sene sonra olanca çirkinliği ile meydâna çıkar; sonra içinde bulunduğu iddet hâlini bir kuş ile kırar; onunla önünü silerek atardı. Bir daha o hayvan hemen hemen yaşamazdı.» îmam Mâlik mezkûr tâbiri: «O hayvanla cildini silerdi.» mânâsına tefsir etmiş; İbni Vehb ise: «Kadın eliyle hayvana ve onun sırtına dokunurdu.» şeklinde izah etmiştir. Aynı tâbir bâzılarına göre: «Kadın hayvana dokunur; sonra tatlı su ile gümüş gibi bembeyaz oluncaya kadar yıkanırdı.» mânâsını ifâde eder. Bu hususta daha başka sözler de vardır.

 

Mutarrif ile' İbni Mâceşûn'un İmam Mâlik'den naklettikleri rivayette: «Kadın bir koyun veya deve tezeği atardı. Tezeği önüne atar; bu onun iddetten çıkışı olurdu.» deniliyor. İbni Vehb'in rivayetinde ise: «Bir koyun tezeğini arkasına atardı» denilmiştir.

 

Bâzılarına göre bunun mânâsı: îddeti hayvan tezeği atar gibi attığına işarettir. Bir takım ulema: «Bundan murâd: Kadının bunca zaman beklemesi ve çektiği belâya karşı gösterdiği sabru tahammülü sona erince bu çileleri tahkir;, kocasının hakkını ta'zîm için: Bu çektikleri kendi nazarında o attığı tezek mesabesinde ehemmiyetsiz şeyler olduğunu göstermektir.» demişlerdir. Kadının tezeği tefe'ül için yâni başımdan ırak olsun; bir daha böyle hâl görmeyeyim; maksadiyle atardığını söyleyenler de olmuştur.